KURTARICIYA MESAJIM VAR

,

Kurtarıcı: Eski bir masal kahramanı.. Anıtı dikilesi..! Eski maskeli bir çocuk. Zordu ha zor. Boşlukları, bitmek bilmeyen çukurları kendinden parçalarla doldurmak zordu belli ki. Hüzünle çerçevelenmiş kasvet dağında ikamet edişin ağırdı. Yalnızlık yanına kâr kaldı diyen sesler coşkuna kaybettiklerine sağırdı.

Ahh kurtarıcı. Çıkar pelerinini de dünyada herkes kendine kahraman olsun. Bırak da kuşlar uçuşsun semada. Sema da özgür olsun artık bırak. Sen de özgürleş. Yok muydu başka görevin? Yok muydu başka bir hayat anlamı? Sen bir pelerin giyip diyar diyar gezecek kendinden vazgeçercesine insanlara el uzatacaksın da ne olacak. Sen yoksan, yapmazsan dönmeyecek mi dünya. Haayır dostum. Hayır. Sen kendini kandırıyorsun belli ki. Ben buradan görüyorum.

Yorulmuşsun. Kurtardığın insanların evlerine girdiğinde, usulca huzurlu bir akşam yemeği hayali kuruyorsun. Çaktırmadan masada oturan insanların gülüşlerine hevesleniyorsun. Belli bitmemiş senin hayata dair umudun.. Hem görüyorum da giydiğin, bu ben sana yeterim kostümü en çok seni eksik bırakıyor. İmreniyorsun fark ettim. Soruyorsundur da yahu “ Tek bir kıyafetle hayat geçer mi? ” diye. Arada aynaya bakıp birilerinin gözlerindeki ışıktan umutla, bana da yakışır mı deyişini hıçkırıklara boğulduğunda anlatmaya çalışıyorsun.

Ahh kurtarıcı ahh! Onca yaraya bakmışsın bin türlü ilacın var. Kainat eczanesine giriş biletin de var belli ki. Ama üstünde nerdeyse pas tutmuş yaralarından habersizsin. Yazık..

Dur bir dakika. Kurtarıcı! Anladım seni. Sen habersiz değilsin kendinden. Saklanmış da olabilirsin. Kendine merhem olamamışsın zamanında. Açık kalmış yaraların. İlaçlar başkaları için demişsin de sürmemişsin onların haklarından çalarım diye. Adilim sanıyorsun! İyi de kurtarıcı sen kendine zalim olmuşsun. Kendi hakkından dağıtıyorsun. Evin harap çocukların aç. Yuvana kör, başkalarına hâkimsin.

Ne diyeceğim sana. Gel şu pelerini çıkar. Sana, üzerine tam olacak bence çok da yakışacak üst baş alalım. Hatta istersen bi kaç çift olsun. Bu üstündekiler pek eğreti, biraz da döküntü sanki. Korkma, çıkardığında bakmam yaralarına. Hem doğrusu, isabetli bir göz koca kasların altındaki inanç yırtıklarını bile görür. Yok, yok olmayacak böyle, haydi çıkar.

Ben kurtarıcı. Boşluk dolmaz dolsa yine delinir şişem sandım. Gemim su alır da batar boğulurum sandım. Sanmalarla gerçekleri karıştırdım bir yerde. Acıyla tatlıyı kapıştırdım. İstedim diyemedim. Ya anlaşılsaydı içimden taşan açlığımın kokusu. Benim de olsun diyemedim nasıl anlatacaktım yaşadığım koca şehri yaktığımı. “Bu da sana müstahak.” Demezler miydi? Yutkundum. Gönül mahzenime kan damlardı tuzlu ve soğuk. Ben de fark ettim, ne yapayım bağrımı delmişti kazık. Midemi de dolduran kan tadı ondandı. Ben buz tutmuşum meğer sıcacık gönlümün mahzen oluşunun sebebi buymuş. Acıdan uyuşuyormuşum da, ilk ben hariç olan kim varsa onun yarasına koşuyormuşum. Ben yaşamayı bu sanıyormuşum. Daha da fazlası helalden çıkar yanlışa düşerim diye..

Sen böyle pelerini çıkar diye ısrar edince umutlandım. Kıpırdadı içimin soğuk mahzeninde birkaç parça. Eski avizelerin küçük taşlarının şıngırdayışı gibi değdi birbirine. Ölmeye yakın olduğumu kahramanlık yapmaya girdiğim evlerin aynalarında soluk -grileşmiş rengimden anladım. İtiraf edeyim ki gezdiğim yerlerdeki gülüşleri de bir yerden anımsadım.

Ben ölmemişim galiba hayat var sanki. Gerçekle kesilmiş bağım kim kesti onu da bilmem. Ama aklıma yeni bir fikir geldi. Madem kurtarıcıyım şu eczaneden bir iki şey aşırdım Allah affetsin! Ya çok sefil oldum kürek mahkûmuyum, cezam müebbet, emrim mühürlü. Ya da kaderimin ölmek olmadığına hükmedeceğim. Anlayacağım ki yanlışlık bende değil. Ben mevta da değilim. Geceleri ağlayan çocuklar aklımın oyununun fazlası.

Karar verdim. İçiyorum ilaçlardan. Sürdükçe merhemleri, foşşşş ediyor yaralar ama yabancılaşıyor kurtarıcılık. Bu pelerine de ne oluyosa? Bi ağırlaştı son zamanlarda. Garip. İçtikçe anlıyorum ki bu eczane benim için. Damarlarımdaki küf, ruhumdaki pas sökülüyor. Hay Allah. Galiba ikinci yol mümkün oldu arkadaşım.

Kalbime doğmasını istediğim şey kaderim oluverdi. Beni öldüren kurtarıcılıkmış. Mahkûm olmadım ölmen gerek nidalarına. Ah! Gülüyor sesim fark ettin mi? Kelimelerim hapsolduğu acı zindanını ateşe vermiş sanki. Koca koca  zincirler kırılıyor. Davud’un elinde yumuşayan demirler gibi. Görüyorum. Şaşırıyorum. Bu güç bana nerden geliyor. Güçlendikçe ağlayasım ağladıkça gülesim var. Ben biliyorum bunu. Bu kahkahalar…Oh bee! Bunlar benim hislerim. Rüyalarım güzelleşiyor önce uyanmak istemiyorum. Sonra bir çocuk uyanıyor içimde. Gördüğüm tüm rüyaları yaşamaya heves ediyorum.. İyileşiyorum. Yaşıyorum….

Yorum bırakın