Sürüngen ve Bıçak

,

Oturdu.

Muramasa’yı ve katanasını yanına bıraktı. Bu metaller yalnızca ölüm anında kınından çıkardı: ya kendininki ya başkasının.
Derin bir nefes aldı.

Onu çağırdı.

Genellikle gelirdi — isterse. Birkaç kez gelmişti sadece ama bu kez gerçekten ihtiyacı vardı. Kemerini gevşetti. Tüm odağını bu ana vermeliydi. Rüzgârın uğultusunu, kuşların sesini, yaprakların hışırtısını duymaması gerekiyordu. En ufak bir sapma bağlantıyı koparırdı.
Keyfine düşkündü; her çağrıya gelirse değersizleşeceğini bilirdi.

“Bir köpek gibi…” diye geçirdi içinden. “Gel desem gelir, git desem gider.”

Bu düşünce boğazında bir sıcaklık bıraktı. Duyulmuş olabilirdi. Tek bir kasını bile oynatmamalıydı.

“Seni duyabiliyorum.”

Ses zihninin içinde yankılandı. Kaba, pürüzlü, ağırlıklı. Gerginlik arttı. Bağlantı buydu: yoğun bir baskının altında kalmak. Sanki ağır bir silindir bedenini düzlüyor, nefesini eziyordu.

“Çeneni daha fazla açma,” dedi ses. “Yoksa kül olursun.”

Sekiz çizerek vücudunun etrafında dolaştı. Bunu nereden bildiğini bilmiyordu; yalnızca hissediyordu. Isı, gövdesinden taşan eriyik bir metal gibi yayılıyordu.

— Söyle, dedi varlık, neden çağırdın beni yine? Sana yalnızca acil durumlarda gelmem gerektiğini ve başarısız olduğunda adımı anmaman gerektiğini hatırlatmayacağım.

— Yine başarısız oldum.

— Olmasaydın?

— Yönlendirmene ihtiyacım var.

— Hayır. Bana daha güçlü çıraklar gerek. Şimdi o kılıcı al ve kendine sapla.

— Şaka yapıyorsun.

— Hayır. Başarısızlar cezalandırılır.

— Abartıyorsun.

— Bir daha söyle.

Ateş bir anda yükseldi. Oturduğu yerin çevresi alevle çevrildi. Metrelerce yükselen ısı demiri eritecek kadar keskindi. Terledi. Odağı kayıyordu. Varlık bir var bir yok gibiydi.

Nefes aldı. Kendini topladı.

— Söyle. Ne istiyorsun?

Burnunun ucuna kadar yaklaştı.

— Huzur.

— Kaçıncı bu? Taze bitti.

— Bilmiyorum. Üç… belki dört.

— Birden fazlası tercihtir. Yetiştirilişinle mi ilgili? Hocanla? Toplumunla?

— Dalga geçiyorsun. Ve bu ateşin içinde hiç yakışmıyor.

— Kes. Ruhunu eksiltiyorsun.

— Başka türlü nasıl güçlenebilirim?

— Sence umurumda mı güçlenmen?

— Biliyorum, dedi. Beni seviyorsun. Yardım et.

— Seni mi? Aramızdaki en zayıf olanı mı? Güldürme beni.

Bu söz içini oydu. Zayıf değildi. Hepsini kesmişti. Yedisini de. Aralarında dans etmişti adeta. Her gün, anlara tutunabilmek için çalışıyordu.

Ama yine gelmişti o his. Mide bulantısına benzeyen, duygularından sızan bir dengesizlik. Ateşi bu yüzden çağırmıştı. Ateş ise sırtını dönüyordu.

Hayatı boyunca balığı tutamamış, hep oltayı atan olmuştu. Şikâyetçi değildi. Roninler arasında seviyesi yüksekti. Yaşı gençti. Eksik olanı kapatmaya çalışıyordu.

Bazı roninler griydi. Yalnızca belirli canavarlarla yüzleşirlerdi.
Siyah olanlar ise en büyükleriyle.

Bu bir oyundu onun için.

Üç can bittiğinde oyun da biterdi.

Ve en baştan başlamak zorunda kalırdı. Şikayet ediyor muydu peki? Hayır, aynı oyunu oynamak her zaman zevkli değildi.

Şuna bir yanıt: “Sürüngen ve Bıçak”

  1. Mükemmel bir öykü olmuş. Tebrikler

    Beğen

Yorum bırakın