Masumiyet Müzesi’ne Dair…

,

Coğrafya’nın kader sayıldığı bu yüzyılda, kitaba  salt bir Aşk romanı olarak bakmak, toplumsal tabanda yazılmış romanın iskeletine haksızlık olur, desek hiç yanlışlık olmaz zannımca…

Kadınların görülmek ve var’olmak için peşinde koştuğu hayaller, bir erkeğin gölgesini güvenli bir sığınak seçmesi, ilkel duygularını herşeyin önünde tutup o sığınağa gözü gibi bakıp, bağlanması resmin bi yüzü..  Erkeğin arzu ve şehvetinin peşinde koşan tarafıyla konfor alanına sadık kalıp, toplum önünde saygın yanını kaybetme korkusu kıskacına sıkışıp iki kadın arasında kalması resmin öteki yüzü… Bu gerçek kitabı tam olarak toplumsal bir eser haline getiriyor… Toplumda bu ikilemi yaşayan erkek sayısı,  bir çok rolü eş zamanlı yürütmek zorunda olan, ev değil yuva olmaya programlı, sahip değil ait olmayı önceleyen  kadınların sayısı  da hiç az değil çünkü kaderimiz olan bu coğrafyada…

Toplumdan soyutlanamayan bu duygusal ve psikolojik gerçekler ışığında bireylerin kendi özelinde aşk’ı yaşama biçimi, aşka yüklediği anlam ve aşkı gösterme şekli de konuşmaya değer önemli başlıklar..

Ama biz biraz karakterler özeline; iç dünyalarını yansıtan kısmına ve aşka dair konularına göz atacağız..

Kemal 30’larında, düzenli bir hayatın içinde ve belli çevreye sahip, olması gereken bir hayatı olurunda yaşayan baş kahraman… İdeal olanı yaşayarak; sosyoekonomik düzeyi yüksek, İstanbul’un köklü bir aile çevresinde tam beklentisi olan bir yaşam tarzını yansıtıyor..

Füsun; hayallerinin peşinden gitmek isteyen,  içinde dur-durağı olmayan heyecan,  heves ve amaca sonuç kadar bağlı, gençliğinin başında tazecik bir kız… Gözü- karalığı, duygusal yönünü baskın yaşamasından, kontrol etmek istemediği duygularıyla an’ı yaşamayı tercih eden masumiyet kokan bir aşık…İkinci kadın olmayı göze alıp almayacak kadar bile düşünüp analiz etmeden aşkın kucağına atacak kadar yoğunluk taşıyor  içinde…

Kemal’in saplantı boyutunda yaşadığı aşk süreci, bunun aşk mı yoksa takıntı mı olabileceği sorularını getiriyor akla.. şöyle ki, Füsun’la bağlantılı herhangi birşey; sigara izmariti, tuzluk, bisiklet, toka, küpe, rakı bardağı biriktirdiği evde yıllarca bu istifi doğal süreç olarak gördüğü, eşya ve duygularla, yaşanmışlıklarla ilişki kurması takıntı ihtimalini kuvvetlendiriyor…

Füsun’un izini kaybettikten sonra sağlıklı bir yas süreci yaşamadan eşyalarla kurduğu bağ; duygularını eşya aracılığıyla konuşturması, kaybın sonrasında sekiz yıl boyunca Füsun’un evine gidip yeni kurduğu düzenin sofrasında bile kendisine yer araması o yeri bi’ noktadan sonra edinmesi; bazı aşkların takıntıyı sevgi diline çevirip bu eksende ilerleyebileceğini de gösteriyor…Takıntı olan duygu ve davranışların aşktan ayrışamadığı kısım şu ki; Füsun’a ve onunla kurulabilecek yeni hayata dair hayallerin mütemadiyene  ulaşması kitap boyunca karşımıza çıkıyor; evlilik tutkusu geçmiyor, birlikte gezme tutkusu geçmiyor, ten uyumuna dair arzular, anılar, yaşanmış olan tüm detaylar  yaşanmakta olan günlerin çoğunda Kemal’in hatrında ve hatırasında kalmayı başarıyor… yenilerini yine yaşamayı sonsuz arzu ve tutkuyla istemeye ara bile vermiyor..Aşkın bencil bir tarafı da sevme eyleminin kendisine iyi hissettirmesi insanın… Füsun bir süre sonra varlığı bilindiğinde bile mutlu etmeye yetecek kıvama geliyor aşık için…

Kemal’in annesi uzun yıllardan sonra haklı ve mantıklı olarak can alıcı ve  acıtıcı, gerçek sorular soruyor Kemal’e ve cevaplar hiç de tatmin edici değil, çünkü bazı aşklar; mantığı, realiteyi, rağmen’leri reddediyor… İnsan içinde yaşarken göremediği tüm olumsuzluklarını dile gelip de neden itiraf etsin ki rağmenlere rağmen bitmeyen bu aşkın ?

Aşk kalıplara sığmıyor, tanımlara sığmıyor, çünkü öznel tarafı yeniden tanımlama ve biçimlendirme gücüne sahip, kalıpları reddetme gücü; yaşayana ve yaşayanın hissedebildiklerinin sınır tanımazlığına göre şekil alabilmesinden geliyor…

Yıllar önce dinlemiş olduğum ve hala dinlerken yüzümde oluşan tebessümle, paylaşmak istediğim şarkının,  Masumiyet Müzesiyle izdivaç ettirdiğim sözleri ektedir;

“Bu sabah yalnız uyandım

Sensiz olmaz, sensiz olmaz,

Tanıdık kokular yoktu,

Kahvaltım anlamsızdı,

İlk sigaram bile tatsızdı,

Anlaşılan alışmışım

Bir verdiysem iki almışım

Aşk bir dengesizlik işi

Sensiz olmaz, sensiz olmaz

Dengeye dönüşen bir sevgi

Yine kendi kendime sormadan duramadım

Niye seni böyle istiyorum diye bulamadım?

Anlamak çözmeye yetmez

Sensiz olmaz, sensiz olmaz

Her yiğidin yoğurt yeme şekli, her yiğidin aşkı yaşama şekliyle ve onu anlatma şekliyle ölümüne kapışır… biz de o kapışmayı okur, dinler ya da izler doyarız, sanatın farklı formlarıyla… tanımlanan aşk bazen takıntı, bazen tekrar eden davranış, söz, bazen bir verdiğinde iki alınan duygu,  bağlaçların, edatların, anlatmaya yardımcı olamadığı yerden çıkar karşımıza…

Sonuç;

Tanımlamaya  çalıştığınız ve  patolojik etiketi yapıştırdığınız aşka ulaşılamıyor, belki de tüm etiketlerden ama’lardan, fakatlar’lardan, psikolojik dayatmalardan,kalıplardan, sebep aramalardan bağımsız bir yerde ulaşılabilir durumdadır..lütfen daha sonra tekrar deneyiniz…

Yorum bırakın