Selamlar.
Kendimden bahsetmem gerekiyormuş. Tanışalım mı? Uzun sürmez.
Mantıklı bir yerden başlamayacağım. Binaenaleyh bizde yok zaten 🙂
Mantıksız Öykü’nün kurucularındandır.
Yeryüzünde öğretmenlik yapar; gökyüzünde hâlâ öğrencidir.
Ruhu Slovakyalı bir salyangozdur.
Evi Nepal’dedir; kendisi başka bir yerde oyalanır.
Şu an nerede olduğu konusunda net bir bilgi yoktur.
Kendisine de zaman zaman uğrar.
İnsanların azını, hayvanların çoğunu, çiçeklerin hepsini sever.
Yazıdan çok şey beklemez; bazen yazı ondan daha çok şey bekler.
Okuru rahat ettirmek gibi bir iddiası yoktur.
Olursa olur.
Dille profesyonel bir ilişkisi vardır ama onu yine de bozar.
Anlamı dağıtmayı, kelimeleri yerinden oynatmayı sever.
Yazmayı bilmezken bile yazmayı severdi.
Ablası ondan önce okula gidince cinlendi; okula başlamadan okuma yazma öğrendi.
Sonra okulun ilk günü can sıkıntısından ağladı.
O gün bugündür de ağlar.
— Şşt, laf aramızda.
“Okulu sevmiyorsan neden öğretmensin?” diye soranlar olur.
Keyfi yerindeyse “Okulu sevilecek bir yer yapmak için,” der.
Değilse “Seni hiç alâkadar etmez!”
Gerçi mesele biraz daha eskidir.
Öğrenciyken okul müstahdeminin günde üç dört kazan çay demlediğini duyduğu gün mesleki pusulasının yönü değişir.
(İtiraf eder: Büyük kararlarını küçük buharlar verir.)
Mesleğe geçince öğretmenler odasında çayın demine karışan dedikoduyu da sever.
Rahatsız ettiysem bilinçlidir.
Anlatacaklarım bu kadar.
Şimdilik.
Kalanı gökyüzüne sorarsınız.
Sen onu bunu boşver de:
Mızıka lazımsa neden Bremen’e gitmiyoruz? 🫏🐕🐈🐓🥁🪗🎸🎺🪇🎵🎶