Nostalji

,


Kalbin Gurbeti
Benim içimde bir yol var…
Ne haritası çizilmiş ne sonu belli.
Yürüdükçe anlıyorum ki ben aslında bir yere değil, bir hâle dönmek istiyorum.
Nostos derler adına; eve dönüş.
Ama benim evim bir duvar değil artık…
Bir ses, bir bakış, bir merhamet kırıntısı.
Algos… acı.
O da var içimde. Hem de öyle gelip geçici değil; yerleşmiş, kök salmış.
İşte bu yüzden benim nostaljim bir hatıra değil, bir yara.
Sevdiklerim var…
Adlarını ansam içim titrer.
Bir zamanlar kalbime sığdırdıklarım, şimdi hatıralarımla bana dar gelir.
Sevdim… hem de eksik sevmeyi bilmeden.
Ama insan en çok sevdiğinden eksilir.
Nefret ettiklerim de var…
Belki de kendimden kaçtığım yerler onlar.
Çünkü insan bazen başkasında gördüğüne değil, kendinde sakladığına kızar.
Birinin hatası, benim sabrımı; birinin ihaneti, benim acziyetimi ortaya çıkarır.
Aşk…
Herkes onu birine bağlar.
Ben ise her şeyde aradım.
Bir çocuğun gülüşünde, bir ihtiyarın sessizliğinde, geceye düşen bir yağmur damlasında…
Anladım ki aşk, verilince çoğalan, tutulunca çürüyen bir emanettir.
Ve ahlak…
İnsan yalnızken kimseye görünmeyen hâlidir.
Kalabalıkta iyi olmak kolaydır; zor olan, kimsenin bilmediği yerde bile kalbini temiz tutabilmektir.
Tasavvuf bana şunu fısıldadı:
“Sen aslında hiç gitmedin ki… sadece unuttun.”
Ben evimi kaybetmedim belki,
ama yönümü kaybettim.
Çünkü dünya, kalbimi oyalayan bir misafirhane;
ben ise onu yurt zannetmişim.
Dâüssıla dediler buna…
Ulaşamamanın hastalığı.
Benim hastalığım ne mesafe ne zaman…
Benim hastalığım, kendime dönememek.
Bir ağaç düşün…
Kökünden koparılmış.
Toprak hâlâ onu çağırır ama o artık tutunamaz.
Ben de öyleyim işte;
toprağım var, ama köklerim yorgun.
Ve şimdi anlıyorum:
Nostalji, geçmişe özlem değil…
Nostalji, insanın kendi hakikatine duyduğu hasrettir.
Ben…
Kendime dönmek istiyorum.
Kırdığım yerlerden geçerek, affedemediğim yanlarımla yüzleşerek…
Sevdiklerimi bağışlayarak, nefret ettiklerimi içimden salarak…
Çünkü biliyorum;
insan eve ancak hafifleyince döner.

Yorum bırakın