Randall Stevens’ın Eski Kan isimli kitabından bir bölüm

Gelen motosikletin gürültüsüyle başını yerden kaldırdı Samuel. Nihayet gizem dağılacak, düğüm çözülecekti. Jason’un yüzündeki ve vücudundaki kesikler, çizikler yok olmuştu. Üstü başı temizdi; deri montu yeniydi. Ayağında kocaman askerî taktiksel botlar vardı.

Eve girmeden verandada oturdular. Güneş batmıştı ama ortalık hâlâ hafif aydınlıktı. Derin bir nefes verdikten sonra Cindy, elindeki biradan bir yudum alıp:

“Baba, size anlatacaklarımı inanmanızı beklemiyorum. Charlie, benim bile gördüğüm hâlde inanamadığım, inanmakta zorluk çektiğim bir şeye sizin nasıl inanmanızı bekleyebilirim ki? Ama hayat bize neler gösterdi, hem de bir haftada hepimiz gördük. Jason ile ilgili size bir şey açıklayacağım.” dedi.

Jason araya girdi:

“Dur Cindy, benden duymaları daha sağlıklı olur.”

Uzun bir bakış sonrası kısa bir cümle kurdu:

“Ben yaratılış gereği sizin eski bir güncellemenizim.”

Görünen vücut uzuvlarım aynı sizler gibi algılanıyor ama farklı türde yaratıldım. Kemiklerim sizin kemik yapınızdan %70 daha kırılgan. Kas kütlem aynı görünse de sizinkilerden %80 daha kuvvetli. Kemiklerim daha kırılgan çünkü içi boş. Kuşlar gibi boru tipi kemik yapımız var.

Charlie söze girdi:

“Ne yani kuşmuşsun? Melek kanatların da var mı?” dedi gülerek.

Jason, dün Charlie’nin kendisine bıçak çekmesinden dolayı zaten gıcık olmuştu ama Cindy’nin hatırına tepki göstermiyordu.

“Ne alâkası var lan melek kanadıyla!” dedi. Bir anda ellerini havaya kaldırıp parmaklarını vahşi hayvan pençesine dönüştürdü. Önde uzayan vampir dişleriyle:

“İlle de görmek mi istiyorsun neyim ben, ha?” dedi.

Oturduğu yerden kalkamayan Samuel nefes almayı unutmuştu. Charlie’nin dudakları titriyordu, birkaç damla da olsa altına işemişti. Cindy ayağa kalkıp Jason’un omzuna dokundu:

“Sakinleş.” dedi.

Jason’un normal insan hâline dönmesi iki saniye sürdü. Yerinden kalkamayan Samuel’e kızı önce kapağını açtığı bir şişe su verdi.

Jason devam etti:

“Bakın, dün gece benim türümden biri öldürüldü. Yarın gece intikam almak için savaş açacaklar.”

Samuel sordu:

“Nesin sen?”

Jason yanıtladı:

“Dedim ya, sizin türünüzün bir alt evriminde kalmış bir türüm.”

Samuel yeniden sordu:

“Nesin sen?”

Cindy tek kelime etti:

“Jason vampir.”

“İsteseniz de istemeseniz de, söyleseniz de söylemeseniz de olacak olan olacak. Hayatım boyunca bir şeye hazırlandığımı hissettim. İçgüdüsel olarak sadece hazırlanmak istedim. Nedenini, zamanını bilmiyorum ama zamanı gelince hazır olmak istedim. Ve hissediyorum ki zaman şimdi, şu anmış.” dedi ve ekledi:

“Rock grubunu ara ve buraya çağır.”

Jason, Charlie’ye seslenmişti. Charlie, koca Mike’ın ev telefonundan vokalisti aradı; önemli bir konuda bilgi sahibi olduğunu, acilen kereste fabrikasına gelmeleri gerektiğini söyledi.

Rock grubu otuz dakika olmadan geldiğinde verandada çıt çıkmıyordu. Jason ortalıkta yoktu. Vokalist bir elinde motosiklet kaskını kalkan gibi tutuyor, diğer eli belindeki “Buck General 120”sindeydi.

Jason’un sesi duyuldu, kendi görünmeden:

“Beyler, siz beni, ben de sizi biliyorum. Neler olma ihtimalini de hepimiz biliyoruz. Beyler, sakin olun, sakın saldırıya geçmeyin.”

Sesin nereden geldiğini anlamaya çalışan rock grubunun arkasında yere inip belirdi Jason. Yürüyerek verandaya çıktı:

“Başımız belada, hepimizin.” dedi.

“Bu dünyada bizden gizemli tek bir oluşum var. Neymiş, Tapınak Şövalyeleriymiş, Masonlarmış, yok Illuminati’ymiş… Boşversene. Bizden daha inatçı, bizden daha istikrarlı tek bir oluşum vardır: vampir avcıları. Öyle değil mi beyler?” dedi Jason, rock grubuna bakarak.

“Beyler, Schumacher’i nasıl öldürdünüz?” dedi Jason.

Rock grubu gururlandı; alaycı bir gülümsemeyle Lemmy cevap verdi:

“Şimdiye kadar kimi nasıl öldürdüğümüzü kimseyle paylaşmadıysak, bu da sır. Bizim için Schumacher’in bundan sonraki adı ‘dün’. Yaşandı, bitti, gitti işte. Bu arada ben Lemmy, tanıştığımıza memnun oldum. Bunlar da grup arkadaşlarım: James, Douglas ve Morrison.”

Cindy söze girdi:

“Vampirler, çete üyesinin intikamı için iki gün sonra geleceğiz dediler.”

Yeni yeni kendine gelen Charlie sordu:

“Niye iki gün? Yas mı tutuyorlar?”

Jason cevapladı:

“Yok, yas tutmak bizim geleneğimizde yok. Sadece daha da aç kalmayı bekliyorlar ki gözlerini kan bürüsün, kim var kim yok topyekûn imha etsinler. Bir nevi oruç tutuyorlar ki daha sert ve acımasız saldırsınlar. Çok da ani, plansız ve tuhaf gelişti müttefikliğimiz ama biz bu gece saldırmazsak, onlar yarın sizi ezer geçerler. Daha amcam faktörünü söylemiyorum bile ki asıl tehlike amcamdır.”

James sordu:

“Hey Jason, sen iyi misin? Yani iyi bir vampir misin? Senin olayın ne, neden bize yardım ediyorsun?”

Jason düşünmeden cevap verdi:

“Her türde iyi ve kötü vardır. Ne yani, siz hepiniz cennetten mi çıktınız? Gerçi atalarınızın cennetten kovulduğuna inananlar da var aranızda. Bir devlet başkanı çıkarlarına uymadığı için üç bin kilometre mesafeden başka bir devlet başkanının karısını gece yatağından aldırmadı mı? Altı yaşındaki kız öldürülmedi mi? Cesedi çuvala sığmıyor diye bacağını kesip kenara istiflemediler mi? Hadi, iyi desene bütün insanlara.”

Samuel daha sakince sordu:

“İnsan kanı içerek, insanları öldürerek mi yaşıyorsun?”

Sanki sorgudaymış gibi hisseden Jason cevapladı:

“Siz inekleri sadece size özel mi yaratıldı sanıyorsunuz? Etinden biftek, derisinden kıyafet, Sütü çocuklarınıza sadece size has mı yaratıldı sanıyorsunuz? Biz de öyle sanıyorduk 15.000 yıl önce. Derilerinden soğuktan korunurduk. Etini köpeklerimize verirdik, sütlerini danalar beslensin diye. Kanları da bize helaldi.”

Charlie şaşkınlıkla:

“İnanamıyorum, Tanrı sizi neden yaratmış olsun ki?” dedi.

Jason sorulardan iyice sıkılmaya başlamıştı:

“Tanrı böyle bir türü niye yaratsın ki ha? Biz senin dininden daha eskiyiz Charlie. Senin Tanrından önce de vardık. Senin dinin yokken biz vardık. Bizden önce de kertenkele insanlar vardı. Uzayıp gider bu liste, saymaya başlamayayım.”

Lemmy sordu:

“Göğüse kazık çakmak bazen zor oluyor, bazen umduğumdan kolay oluyor. Hepinizin kemik yapısı aynı mı?”

Jason cevapladı:

“Çelik yelek, göğüs korumalı motosiklet montu. Bizim göğüs kafesimiz daha kırılgan. Korunmak zorundayız. Neyse ki Kevlar teknolojisi gelişti de amcam ve eski jenerasyon takım elbise giyebiliyor.”

Cindy sordu:

“Ölümsüz müsün?”

Jason daha duygusal bir ses tonuyla cevapladı:

“Hayır canım. Sadece sizden daha yavaş ölüyorum. Yazılı olmayan kurallarımız var. Neymiş, vampir beslendiği kişiyi öldürmezse dönüşürmüş. Bir dünya bunu böyle sanıyor. Yok öyle bir şey. Siz hamburgeri yarım bıraktığınızda ‘möö’lüyor mu? Biz eski kanız. Saf kan doğar, saf kan yaşar, saf kan ölürüz. Ölümsüz filan değiliz. En büyük Hollywood yalanı ölümsüz olmamız. Normal ölüm sizde ortalama 80 dünya yılı iken bizde 800. Doğal doğum ve ölüm sürecinden söz ediyorum. Yok sarımsak, yok haç gösterme… Nereden, kimin aklına geliyor bunlar? Sanırım sarımsak sevmeyen bir senaristin kıçından çıktı.

Teknoloji bu kadar ilerlememişken yüzyıllar önce babalarımız okyanus ötesi seyahatler için tabutta yatarmış, haftalarca süren gemi yolculukları için. Ama sadece güvenlik için. Normalde gün ışığı olmayan karanlık bir mekân yeter bize. Direkt gün ışığı tenimize büyük zarar veriyor. Dikkatini çekmiştir, sizlerden uzun olan bir uzvumuz var, ayaklarımız. Doğrudur, ayaklarımızdan asılı uyuruz. Bazı filmlerde poşetlenmiş kan içirirsiniz bize, öyle bir şey de yok. Bize sıcak ve taze kan gerekir. Yemeğimiz hemen ölmesin diye de kalp atış hızında emilir. Dişlerimiz ve tırnaklarımız sadece damar yolu açmak için gerekir.”

“Biliyorum sıkıldın Jason. Birincisi, kızma canımlı cicimli konuşmazsan sevinirim. İkincisi de, nasıl hayatta kaldınız? Nasıl kamufle oldunuz?” dedi Samuel.

Jason cevapladı:

“Eskiden çok daha kolaydı ama teknolojinin ilerlemesi esasen bizi zorladı. Her yerde kameralar var, buluta kayıt edilen. 2007 yapımı Richard Schenkman’ın yönettiği ‘’Dünyalı’’ filmi gibi yaşıyoruz. Her on yılda bir şehir, ülke değiştirip farklı sektörlerde yer alırız. Günün gerektirdiği şekilde imajımızı düzeltiriz, fark edilmemek için.”

Morrison tekrar sordu:

“Ne yani, haç işe yaramıyor mu?”

Jason gülerek:

“Ne hacı lan! Dedim ya, sizin dininizden daha eskiyiz biz. Korkudan eline aldığı, sığındığı tahta parçasıyla saldırmış işte adamın biri elinde ne varsa. Yıllar içinde tahta kayboldu, hacınız kaldı geriye. Tahta saplamak nedir yahu? Dokuz bin yıl önce titanyum çubuklar mı vardı? Kalbi parçala herhangi bir şeyle, yeter.”

Douglas sordu:

“Yönlendireceğin taktik veya ekipman varsa söyle Jason.”

Jason cevapladı:

“50 calibre sniper tüfek ya da minigun kulağa hoş geliyor. Ama ne rüzgâr hızı ne de yerçekimi dönüş hızını ölçecek kabiliyetimiz var; ne de yüz kilo minigun taşıyacak kol kaslarınız. Old school yapalım, 12 calibre yivsiz av tüfeği dostlar. Bu iş en azından 9 mm’lik komik el tabancalarından daha çok işe yarar.”

“Yeterinden fazla 12 calibre mühimmatımız var beyler.” dedi Samuel. “Koca Mike’ın evinde iyi bir deposu var, gelin bakalım hep beraber.”

Rock grubu şanslıydı, yanlarından ayırmadıkları Mossberg 590’ları vardı motosikletlerinde. Hep beraber alt kattaki depoya indiler. Üç adet çifte namlulu yivsiz av tüfeği vardı. Yüzlerce fişek vardı Koca Mike’ın deposunda ama maalesef fişeklerde dum-dum kurşunu sayısı azdı. Önce moraller bozuldu mühimmat yetersizliği bakımından ama birkaç gün önce Koca Mike’ın söylediği cümleyi tekrarladı Charlie:

“Az iyidir. Hiç yoktan iyidir, az olması.”

Çifte namlu av tüfeği çok uzun gelmişti Samuel’e. Cindy:

“Kısaltalım.” dedi.

Cindy, Jason’u menfaatsiz destekleyen tek kişiydi. Günümüzde buna koşulsuz itaat ve aşk deniliyordu. Samuel, Charlie ve Cindy için iki adet 12 calibre çifte namlulu av tüfeği aldılar dolaptan. Bir tanesini ne olur ne olmaz diye Koca Mike’a bıraktılar. Çok ince hesaplayarak işkence aletine sabitlediler. Depoda olan demir testeresiyle kestiler namluyu.

Eş zamanlı olarak Lemmy hem pompalısını hem de çifte namlulu tüfekleri doldur boşalt, nişan alma gibi temel bilgileri söylüyordu. Sırada dipçik kesimi vardı; o biraz daha kolay oldu. İnce hesap gerekmedi. Gümüş renkli koli bandıyla dipçiğin kesilen yerini bantladılar.

Ateşli silah tamamdı.

“Fişekleri nasıl taşıyacağız? Fişekliği yokmuş ihtiyarın.” dedi Jason.

Lemmy saatine bakarak:

“Charlie, Walmart buradan 30 dakika mesafede. Atlayıp gitsen eksik ekipmanları almaya.” dedi.

Charlie de:

“Olur, olur. Baba, anahtarı versene; arabayla hemen gidip geleyim.” dedi.

“Bol dum-dum kurşunu. En az 10 tane fişeklik.” dedi Jason.

“Madem Walmart’a gidiyorsun, bana da izmaritsiz Camel alsana, iki paket.” dedi James.

Douglas atladı:

“Bana bir paket mentollu Marlboro.”

Charlie itiraz etti:

“Beyler, mühimmat alacak yaştayım ama bana sigara satmazlar; 21 yaşında değilim.”

Morrison kafasını kaşıyıp:

“En iyisi ben de geleyim seninle Charlie.” dedi.

Yorum bırakın