Kimse Fark Etmedi, Ben hariç

,

Tam olarak nerede olduğumu gerçekten hatırlamıyorum. Bir ağacın altında mıydım? Uzayıp giden bir yolun ortasında mı? Bir istasyon peronunda, kalkmayı bekleyen trenin yanında mı? Yağmurun yeni dinmiş olduğu bir sokakta mı? Bir hastane koridorunda mı? Bir apartmanın merdiven boşluğunda mı? Bir sahilin rüzgarında mı? Bir sınıfta, cam kenarında mı? Bir kafede, soğumuş bir fincanın karşısında mı? Bir caminin avlusunda mı? Yoksa bir mezarlıkta mı?

Bir şeyler oluyordu.

Neydi o?

Yapraklar mıydı? Suyun ince sesi mi? Portakal kabuğunun havaya karışan kokusu mu? Rüzgârın sürüklediği toz mu? Yoksa… hayaletler mi?

Ayakta duruyorlardı. Yürüyorlardı. Bakıyorlardı. Gülüyorlardı. İçlerinde hayat dolaşıyor gibiydi, ama eksikti.

Bir şey eksikti. Canlıydılar. Hem de. Sanırım öyleydi. İnsanlar vardı. Yan yana, üst üste, birbirine değmeyen. Aynı yere bakmayan.

Ama biri…

Biri gözümden kaçmıyordu. Tam olarak nedenini bilmiyorum. Hüznünden mi? Gözlerinin bir yere tutunamayan boşluğundan mı? İçinde sakladığı sessiz bir ağırlıktan mı? Yoksa kimsenin duymadığı bir korkudan mı?

Toydu.

Önünde uzun mevsimler vardı.

Henüz yaşanmamış ilkbaharlar, henüz solmamış yazlar… Geleceğe ait olması gereken bir ışık vardı üzerinde.

Hayır, hayır.

Bir tuhaflık vardı.

Yüzünde ölçüsü kaymış bir ifade.

Boynunda açıklanamayan bir sertlik.

Üzerinde sanki kendine ait olmayan bir hayatın kıyafetleri.

Bu bir çocuk muydu?

Genç mi?

Kadın mı?

Erkek mi?

Evli mi?

Bekar mı?

Bir yere mi yetişiyordu, yoksa çoktan geç mi kalmıştı?

Çalışıyor muydu?

İşsiz miydi?

Mutlu muydu?

Mutsuz muydu?

Düşünceli mi, yoksa hiçbir şey düşünmeyecek kadar yorgun mu?

Gördüğüm kişi…

Evet.

Galiba dikkatimi çeken oydu. Bir kız.

Bir caminin önünde miydi?

Mezarlığın içinde mi?

Yoksa o ilk düşündüğüm ağacın altında mı?

Yanında biri daha vardı.

Konuşuyordu.

Ellerini hafifçe hareket ettirerek, bir şeyler anlatıyordu.

Ne söylüyordu?

Ne söylüyordu?

Yorum bırakın