
Böylesi ikimiz için de daha iyi oldu Müjgân. Evet, doğru duydun, Müjgân. Madem beni terk ettin, ben de o vakit on üç aydır sana söyleyemediğim her şeyi söylemeye karar verdim Müjgân. Müjgân, çünkü Nazmiye diye bir sevgili ismi olmaz, olamaz, olmamalı. Babaannen sen doğmadan on altı sene önce ölmüş. Dede erik yer, torunun dişi kamaşır dedikleri bu herhalde. Bir sürü güzel mesajlar attım sana, dizeler dizdim, iltifatlar ettim ama gel gör ki sonuna Nazmiye’yi ekleyince İnek Şaban repliğine döndü hepsi. Arkadaşlarıma bahsettim senden uzun uzun, merak edip “Kim bu şanslı kadın, adı ne?” diye sordular, “Nazmiye” dediğimde bıyık altından güldüler bana. Hepsini sineye çektim ben senin için ama pişmanım ve pişmanlık yasasından da faydalanmak istemiyorum, cezamı çekiyorum bak şimdi. Sevgilimin ismine müdahale etmek romantizmin raconuna ters düşebilir fakat eski sevgilim, hatta beni terk eden eski sevgilime nasıl hitap edeceğime ben karar veririm Müjgân,
Seni ilk gördüğümde etkilenmiştim senden. Muhallebicide tek başına oturuyor, bir yandan kahveni yudumlarken öte yandan kitabını okuyordun. Cesaretimi toplayıp yanına gelmiştim hatırlarsan. Öyle başlamıştı her şey. Masaya otururken önündeki kitaba çaktırmadan bakmıştım biliyor musun? Kitabın adı dün gibi aklımda; “Kırık Saksıda Açan Kaktüs”. Ah benim saf gönlüm! Kırık saksıya odaklanmıştım ben o zaman. İçim parçalanmıştı. Zor bir hayatın olduğunu düşünüp hemen oracıkta şefkat göstermiştim sana. Peki, sen ne yaptın? Tek tek batırdın bana dikenlerini. Meğer asıl hikâye kaktüsteymiş. Aşkın gözü kör işte Müjgân, göremedim. Sen dikenlerini batırdıkça ben akupunktur yapıyorsun sanmıştım.
İlk sinemaya gidişimizi hatırlıyor musun? Dur yardımcı olayım hatırlamana. Hani gelmeden önce çorbacıya gitmişsin arkadaşlarınla. Ballandıra ballandıra anlatmıştın “Aşkım işkembe çok güzeldi” diye. İçine de basmışın sarımsağı! Sabahın dokuzundan akşamın yedisine kadar avuç avuç nane şekeri yedim ben o gün. Adettendir, sinemada sevgili ile öpüşülür umuduyla, ağzımın içinde her noktaya bulaşsın diye iyice çiğnedim de yuttum. Millet gideceği filmin puanına bakar, ben süresine bakıp, sinemadaki en uzun filmi seçtim. Üç saat geçmek bilmedi Müjgân. Önümüzde oturanlar ilk arayı bile beklemeden kalktı gitti de sen şaşırmıştın ”Gayet de güzel aslında film, nesini sevmediler ki?” diye. Aşırı doz sarımsaktan geçici körlük oluştuysa demek, o an gerçekleri göremedin. Hoş ben de göremedim ama en azından olayı bütün partiküllerine kadar kokladım. Ertesi gün seni bilmem ama ben bütün gün oda spreyi gibi dolaştım Müjgân.
Doğum gününde sana aldığım saat vardı ya hani, ben onu kredi kartına üç taksit yaptırarak ancak alabildim. Sen ne yaptın? Doğum günümde “Seninki eskimişti aşkım, içim elvermedi..” diyerek hesap makinalı dijital saatime deri kordon aldın. “Ne anlarsın sen! Hakiki deri bu, kokla bak.” diye kaç kişinin burnuna dayadım ben o saati senin haberin var mı Müjgân? Suni deri olduğu anlaşılmasın diye de hemen çektim… Sana hediye ettiğim saati geri ver demeyeceğim, ama ver Müjgân. Özdemir Asaf da ceketini kaptırdı belki bilemiyorum. Yoksa insan durduk yerde niye şiir yazsın Müjgân?
Ne hayallerim vardı benim bir bilsen… Hayat arkadaşım olacaktın sen benim, bayat arkadaşım oldun bak. Ekmek değilsin ki köfteye kullanayım. Kuşlara yem olasın Müjgân. Tarih yazacaktık biz seninle, sen tuttun coğrafyanı değiştirdin. Ne enlemin belli, ne boylamın. Bak bana! Ekvator çizgisi gibi dümdüz duruyorum durduğum yerde. Bunu yanlış anlama sakın. Durmak demek beklemek demek değil. Beklerdim de aslında ama ayrıldıktan haftalar sonra şifresini değiştirdim diye bana attığın “Netflix’te sorun mu var?” mesajın… Böylesi ikimiz için de daha iyi oldu, elveda Müjgân.
Yorum bırakın