Buranın manzarasını sevmiyorum dedi çocuk isyan edercesine;

Mezarlığa bakıyor, ölülerin ayaklarını bile görüyorum. Daha yürümemişler sanki ama ölmüşler. Görmek istemiyorum.. Ooff..cani insanlar..

“Yook alışacaksın, dünyaya gelen gidecek” dedi birisi umarsızca. Çocuk onu yaşlı bir bilge sandı önce. Bir diğeri tek nefes çekti sigarasından, tüm ümitsizliğiyle zaten ölümü kanıksamış kurtulası var bu dünyadan. Göğe baktı çocuk içi sıkılarak bir bulantı aldı gönlünü. İçine sığmayan oturmayan bir şeyler vardı. Soramazdı. Çok küçüktü anlayamazdı. Ok gibi işledi içine ölüm fikri. Oysa ölümü düşünmek bir kere yaşayacağı ölümden çok daha beterdi. Kendince suretler giydiriyordu ona. Nasıl olurdu? Nerde gelirdi?

Top oynarken gelir miydi mesela ya da en sevdiği çizgi filmin içinden çıkıp pat diye onu yakalar mıydı? Eyvaaaah ya uyurken gelirse bir daha uyanamazdı “Amann kurtulurum bu korkudan belki” dedi. Cesaretle “İyi olur. ” Sonra hatırladı annesine sarılamazdı ki böyle olursa dudak büktü umutsuzca. Gitgide sigara içen adamın umutsuzluğundan zehirleniyor gibiydi.

Akşama doğru her zamanki gibi bu sorularda boğulurken bir ses duydu camın önünde. Minik bir ziyaretçisi vardı, koşa koşa indi merdivenleri. Gidebileceği tek yer dev demir kapının önüne bahçeye koştu hızla. İçindeki ölümden kaçarcasına. Bahçede tatlı küçük bir serçe. Onu beklemişti sanki. Kıstı kocaman yeşil gözlerini, şarkısını duydu güzel kuşun ve benzeştiğini fark etti arada kalbinde titreşen  melodiyle. İyice dinledi dinledi. Sanki aynı şeyi söylüyorlardı. İkisi de yaşamın şarkısıydı. İkisi de aynı özden geliyordu. Sihirli bi andı bu onun için. Ölümü görmekten daha yeni geldiği yaşamın kahkahalarını unutmuştu. Daha yaşamadan kefenlemişti bacak kadar boyuyla kendini. Çoktan toprağın altında bir yer almış boğulmaya başlamıştı kabuslarında. Bir yanlışlık vardı hissetti anlamlandıramadı.

Her gün aynı saatte kahverengi ağır demir kapının önünde serçeyi beklemeye başlar oldu. Ufak kalbi farketmeden yaşamakla doluyordu. Büyüyordu günden güne melodi değişiyordu bazen ama yaşamanın umuduna da gitgide yaklaşıyordu. Serçe de büyüyordu onunla birlikte. Artık kapının önünde beklemek alışkanlık olmuştu onun için. Bu an onun anıydı kimse alamazdı ondan. Ona aitti de yetmiyordu yine de seyretmek. İçten içe kızıyordu serçenin özgürlüğüne..Onu kıskanmaya başlamıştı. O, yalnız ölürüm korkusuyla kapıdan adımını bile atamazken neden neden serçe böyleydi. ”O, rahatça çiçeklerin üstüne konuyor, uçaklar gibi havada pike durmadan yapıyor şarkı söylüyor!” diye geçirirken  içinden yine de öfkesini susturup o ana bıraktı kendini.”Oooo diyordu” gözlerini hayretle açarak serçenin bilgesi yok galiba.O nasıl da özgür..

Günler böylece akıp geçti.Bu kapı bir sınırdı sanki ama onu içeride kalmaya mecbur bıraktığını da görüyordu. Neden sonra yüreği sıkıştı sığamaz oldu dünyaya. Bir anlam ararken bir gün serçe gibi gitmeyi koydu kafasına gizlice. Hazırlandı. 1 2 3 ,1 2 3 saymaya başladı içinden eşikteydi. Serçeyi taklit edecekti. Anladı ki kanatları yoktu uçamazdı canı acıdı. Buruk kalbiyle küçük ayaklarına bakakaldı. Adımları yarımdı. Kanatları yok. Dışarı çıkarsa ölecekti. Ama böyle de yaşamak istemiyordu. Bilgeyi aramayı kafasına koydu. Kafasındaki binlerce soruya cevap bulacak özgür olacaktı. Niçin kuş değildi? Kuş olsa korkmaz mıydı ölümden. Kuşlar da ölmüyorlar mıydı? Bulamadı bilgeyi bir an cevapsız kaldı soruları..

Yorum bırakın