SERÇE ETKİSİ

,

Yatak odasının perdesinden sızan sabahın ilk ışıkları yaklaşık bir aydır çalar saati olmuştu bedeninin.. Biyolojik saat biyolojik saat diye ikilemeyle cevap verdiği tüm erken uyanışlarının baş rolünde içeri izinsiz sızan bu ışık vardı.. Gözleri yarı açık uyandı.. Başı sola doğru çevrilmiş şekilde yanağına iz yapmış yastıkla vedalaşmak istemiyordu. Gecenin yüklediği tüm düşünceler, bünyesine ağır gelen tüm yükler, gün içinde vücudunu taşıyan ayakları gibi  yastığı tarafından taşınıyordu. Bazı geceler ağlayarak uyur, yüzü sola dönükse göz pınarlarından süzülen damlalar yastığı aşıp kısmen yatağı da ıslatırdı.. Sağa dönük yattığında da  yatağın sağını ıslatır, komodinle yatak arasındaki sıfır mesafeye akardı.. Günün geri kalan yaşam akışı  ihtimallerini düşünmeye çalıştı uykudan kopmayı mecbur kılmak için.. Gün henüz başlarken şimdiden yirmi dört saati geçmişti içinde taşıdığı ihtimaller.. Yapılacaklar listesi kafasındaki A4’lere sığmamaya başlamıştı..

Gözlerini yarı açık moddan tam moda geçirmekle başladı işe. Dün gece ağlamadan uyumuş olmalıydı ki yastıkta nemden eser yoktu.. Akşam dışarı çıkarken giydiği kıyafetleri giydi  bu sabah;  aynaya baktı, yüzüne bakılmaz halde değildi ve bu hazırlanmış olmak için yeterliydi bir süredir. Kapıyı kimsenin duymayacağı tıkırtı ayarında  olduğunda usulca çarpıp çıktı.. Asansöre binip zemine inişinde geçen altmış saniyede, kendi kendine kalıp gün motivasyonu yapardı. Güçlüydü. Gücü yorgunluğundan daha büyüktü. Tıpkı dermanını diri tutan dertleri gibiydi bu ikisi arasındaki ilişki..

Evinin kapısından  ilk adımını attığında, güneşle selamlaşır ilk bulduğu yeşil; çayırsa çayıra, çimense çimene kayardı gözleri.. hiçbiri yoksa bir ağaç dalına akardı bakışları.. Ruhu ve bedeni  yaşam oksijenini hep yeşilden alırdı…

Leyla henüz yirmi dokuzundaydı..

Yirmi dokuz yaşa sığmış  ama yirmi dokuzun en az iki katı yaşanmışlığı vardı yaşamının.. ellili yaşlarda sandıkları anlar, on beşinde sandıkları anlarla da yarışırdı bi’ yerde.. Ruhu öyle istekliydi ki yaşamaya, on beşinden alacaklı, elli yaşına verecekliydi yapacakları… Yaş asansörü vardı bu çılgın ruhunda düğmeye basar on yaşına iner, düğmeye basar  kırk yaşına çıkardı..

Nefesini içine çektiği her an kıymetliydi onun için..

Bütün bu benlik içinde taşıdığı bedeni, rutindeki hayatında onu farklı kılıyordu diğerlerinden.. İşine aşıktı.. Yaralı bir şifacı oluşu ve işinde yaptıkları bu denli örtüştüğü için belki de bu kadar başarılıydı.. Dostlarıyla içtiği kahveye değer verir, aldığı hediyenin paketini dahi özenle katlar bir süre saklar, kokladığı çiçeğin kokusunu içine sindirir, elinden gelse bu kokuyu bile pay ederdi sevdiklerine.. Vermekle varolanlardandı o da..

Bu sabah, evden çıkarken yine bir yeşil yaprağa gözü kaymış flört etmişti yaprağın sahibi ağaçla.. O konuşuyordu ağaç dinliyordu. Dile gelse o ağaç o güzele neler söyleyecekti kim bilir…

Ağacın dalında bir çift göz ona baktı.. minik bir serçeydi bu.. Kendi dilince bir şeyler anlatıyor, duraksıyor, yeniden konuşuyordu serçe.. Sanki ağladığı geceleri hissedercesine, Leyla’ya teselliler veriyordu dilinin doğal melodisiyle.. Bu diyalog kurma stili kuş dilinden  çok daha fazlasıydı mevcut an için.. Usta bir elden çıkmış beste gibi geldi Leyla’ya…

İçsel motivasyonlarıyla ayakta kalmaya, hayata tutunmaya o denli alışmıştı ki, canlı bir çift göz, konuşan bir ağız, şarkı söyleyen bir ses…. Onu inanılmaz mutlu etmiş, bugünlük dozunu minik serçeden alarak yoluna devam etmişti…

Dünya bir kaç dakikalığına, meydan okumaya çok elverişli, en güçlü kadının gezegeni olmaya başlamıştı… Evrilirken bile kendi evreninden kopamayan, evrenini incitmekten hicap duyan bu kadın, evrene her şeyin güzel olacağı mesajını vermeye başlamıştı…

Leyla kelebek etkisine inananlardandı hep ama bu kez serçe etkisiyle gittiği işine, yolunda ve yolculuğunda karşılaştığı herkese gülücük dağıtarak varmıştı…

O da biliyordu ki ” Derdi dünya olanın, dünya kadar derdi olurdu” bu yüzden derdi hiçbir zaman dünya olmamıştı, mutlu olmaya adanmış bir yaşam, dünyayı da içine alacak kadar büyüktü çünkü…

Meydan okuyarak geldiği işinde, pencereden dışarı baktı ve

“Kuş ölür, sen uçuşu hatırla”

diye geçirdi içinden..

Serçenin etkisi, kelebeğin etkisine selam çaktı bugün yeryüzünde.. Gökyüzü de bunun şahidiydi..

Yorum bırakın